Plasebo Etkisi

Farmakolojik olarak etkisiz bir ilacın telkine dayalı bir etki ortaya çıkarma halidir.

the-placebo-effect

Kişinin aldığı herhangi bir ilacın kendisine iyi geldiğini düşünmesidir. Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücünü tamamen hastanın verilen ilacın “işe yarayacak” ilaç olduğunu düşünmesinden alır. Plasebo tıbbın bilimsel olarak açıklayamadığı bir yöne ” insanların istemeleri halinde kendi kendilerini iyileştirme gücü”ne yöneliktir.

Tıbbi olarak kurtulma olasılığı zayıf görülen birçok hasta, basitçe ölüm istatistiklerine girmekten bu güç sayesinde kurtulmuş, tıbbın çözüm bulamadığı kanserin tedavisinde çoğunlukla, yüksek moral ve iyileşme azmi olmuştur.

İşte plasebo yeterince azmi olmayan fakat tıbben tedavisi de bulunmayan hastalıkların “bu ilaç sana çok iyi gelecek ama senin de çabalaman lazım” sözleri ile pazarlanan çaresidir.

Bazı zamanlar ise hiçbir hastalığı bulunmayan ama doktor kapıları aşındıran “Hastalık Hastalarının” tek reçeteli ilacıdır.

Aslında olmayan bir şeye kişinin kendini ikna etmesidir.

Morfin Deneyi

Turin Üniversitesinden Fabrizzio Bendetti tarafından gerçekleştirilmiştir.

Deney, deneğin acıya maruz bırakılıp daha sonra acının morfin vasıtasıyla dindirildiği birkaç günden sonra, yeniden acıya maruz bırakılan deneğe bu sefer morfin yerine tuzlu su enjekte edildiğinde, tuzlu suyun acıyı geçirdiği görülmüştür. Ertesi gün ise tuzlu suyun içine morfini bloke eden nalokson maddesi eklendiğinde acının hiç bir şekilde geçmediği görülmüştür.

Placebo İle İdam

İdam anı gelip çatınca mahkum bir sedyeye yatırıp gözlerini ve kollarını bağlarlar. Mahkuma son duasını yapması için biraz süre verirler. Mahkum hazır olduğunu söyleyince bileklerini plastik neşter ile kesermiş gibi yaparlar. Bu esnada da yeni kesilmiş bir koyundan alınmış sıcak kanı mahkumun bileklerine akıtmaya başlarlar. Bu olaylar sonucunda mahkum titreyerek ve bağırarak can verir.

Kenar  —  Yayınlandı: 09/07/2013 / Kişisel

Maymun teorisi

Yayınlandı: 10/11/2012 / Kişisel

Kafese 5 maymun konulur. Ortaya bir merdiven konur, tepesine iple bir kangal muz asılır. Her bir maymun, merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde, dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır. Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara doğru hareketleneni, diğer maymunlar engellemeye başlar.

Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur. ilk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha, yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir.
Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir…

İşte bu nokta, organizasyon el (ya da toplumsal) negatif öğrenmenin, şartlanmanın başladığı yerdir. Artık olduğu gibi kötü yönetilmeyi ve maymun davranışını kanıksarsınız, hatta hayatınızdan memnun olmaya başlar, kurulu düzenin savunucusu olup karşı çıkana da en çok ve en iştahla siz engel olursunuz.

Kırık cam teorisi

Yayınlandı: 10/01/2012 / Kişisel

“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim.Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

‘Kırık Cam Teorisi’ ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmişti.

Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi.

Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi ‘sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu.

Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. “Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.”

Dunning-Kruger teorisi

Yayınlandı: 01/10/2011 / Kişisel

 

Teori hakkında bilgi vermeden önce, teoriye adlarını veren kişiler hakkında kısa bilgi vereyim:

“Cornell University”de görevli iki psikolog olan David DUNNING ve Justin KRUGER, ortak çalışmaları sonunda ortaya koydukları teorileri ile 2000 yılında NOBEL ödülüne layık görülürler ve soy adlarını taşıyan teorileri ile dünya üniversitelerindeki yerlerini alırlar.

“Dunning-Kruger teorisi” özetle; “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.

Bu teorinin ışığı altında yapıl

an araştırmalar sonucu şu bulgulara ulaşılmış:

1) Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

2) Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler.

3) Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp, anlamaktan da acizdirler.

4) Niteliksiz insanlar sistematik bir eğitime tabi tutulup, eğitim seviyeleri artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

İki uzman psikolog, yukarıdaki teorilerini test etme amacı ile 45 üniversite öğrencisine bir test uygularlar.

Testte sorulan sorulara verilen yanıtlar konusunda öğrencilerin bir başarı tahmininde bulunmalarını isterler.

Sonuçta başarılılar ve başarısızlar olmak üzere iki grup ortaya çıkar. Bu bağlamda;

A) Başarısızlar: Test sonucunda ortaya çıkan en başarısızların % 10’u teste % 60 oranda doğru yanıt verdiklerini iddia ederler.

B) Başarılılar: Test sonucunda başarılı olan % 90 oranındaki öğrenciler ise, % 70 oranda başarılı olduklarını tahmin ederler.

Bu testten şu sonuç çıkarılmış:

İşlerinde iyi olduklarına inanan çalışanların (A Grubu) kendilerini ve yaptıklarını övmekten ve abartmaktan hoşlandıkları, her fırsatta kendilerini ön plana attıkları, hadlerini aşan görevlere kolayca talip oldukları ortaya çıkmış.

Ben bu sonucu, bu gruba giren kişilerin sorumluluk duyguları henüz gelişmemiş ve şanslarını denemekten kaybedecekleri bir şeyin olmamasının verdiği boş cesarete bağlıyorum.

Gerçekten bilgili ve yetenekli çalışanların (B Grubu) fazlaca alçak gönüllü oldukları, kendiliklerinden ön plana çıkmadıkları, üst görevlere kendiliklerinden talip olmayıp, görev verilmeyi beklediklerini, bu şekilde terfilerden çok onur duyup, daha iyi motife oldukları, fark edilmedikleri veya değerleri anlaşılmadığı vakit ise çok da kırılgan olduklarını tespit etmişler.

Ben bu sonucu, bu gruba giren kişilerin sorumluluk duyguları gelişmiş, kişiliklerine çok değer verdikleri için kendilerini riske atmaktan çekinen, işin ciddiyetini iyi kavramış insanlar olmalarına bağlıyorum.

“Dunning-Kruger teorisi” kısaca yukarıda anlattığım gibidir.

Cam Tavan Sendromu

Yayınlandı: 07/09/2011 / Kişisel

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir.

Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu‘ denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir. Yapabileceğini düşündüğü kadardır.

”Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar” Dr. David J. Schwartz

Liderlik…

Yayınlandı: 13/11/2010 / Kişisel

Liderlik , kendi iç dünyanda sana öğretilenler, tek başına öğrendiklerin ve kendi öğrendiklerini insanlara aktara bildiğin kadardır.
Liderlik öğretilemez, sadece öğrenilebilinir ama öğrendiklerin sana yetmez ve yetmeyeni aktaramadıkça lider olunamaz…

Einstein’dan 10 hayat dersi…

Yayınlandı: 12/11/2010 / Kişisel

Yazının devamını oku »